18 Aralık 2007 Salı

YORUM 17 -ELİF GÜRSEL

Canım Serap'çığım,

Her insanın hayatıyla yüzleşmek zorunda kaldığı anlar olur, sen de bunu örnek bir şekilde hazırladığın ve çok güzel bir biçimde paylaştığın için seni kutluyoruz ve seninle gurur duyuyoruz.

Yaşadığın anları bire bir görüp bilmesem de, bunları yazma heyecanı içinde olduğun anlarda yanındaydım. Böyle bir kitabı hayata getirme mutluluğunu sonunda yaşıyor olman inan beni de en az senin kadar mutlu etti.

Kitabının ilk sunumunun yapıldığı ve birlikte gittiğimiz İstanbul Kitap Fuarı’nda stantda senin kitaplarını gördüğümde müthiş bir sıcaklık sardı içimi. Kitabını okumaya başladığım zaman senin hissettiklerini çok daha iyi anlamaya ve yorumlamaya başladım.

Cemre'nin hayat mücadelesinde en az BABA’sı kadar belki de ondan daha güçlü ve başarılı olduğunu gördüm.

Yüreğine, ellerine sağlık...
ELİF

14 Aralık 2007 Cuma

YORUM 16 - PELİN YILMAZ


Serap'cığım,
Kitabını yeni bitirdim. Gerçi biliyordum, yazılma sürecinde okuma şansım olmuştu bazı bölümlerini ama, yine de zaman zaman gözlerim yaşararak okudum. Sadece Sarp biraz idealize geldi bana. Öyle duyarlı adam var mı ki? Çok dokunaklı bir konu, şiirsel bir dil. Ellerine, yüreğine, kalemine sağlık. Seni yeniden tebrik ediyorum.
Sevgiler
Pelin Yılmaz.

4 Aralık 2007 Salı

YORUM 14 - EMİN YENİLMEZ

Canım kardeşim,
Geçmişimizi bu kadar açık ve canalıcı yakalayacağını hiç düşünmemiştim. Sahi, neden yıllarca kaçtık bunlardan? Korkularımıza yenik düştük galiba. Neyse; şimdi kaleminden dökülen hikayemizi kutlama zamanı. Seni tebrik ediyorum, hiçbirimizin cesaret edemeyeceği şeyleri dile getirdin. Kitabı okurken gözyaşlarımıza hakim olamadık. Hem Nevin hem de ben sabaha kadar ağladık. Düşünüp hatırladığımda tekrar tekrar ağlıyorum. Hayatın bize karşı neden bu şekilde tavır takındığını galiba hiç çözemeyeceğiz. İnsan var olduğu sürece acıların da varolacağını ve onlarla birlikte yaşanması gerektiğini düşünüyorum. O korkunç kabus bizi seçti, başkaları da olabilirdi. Oraya dönmekten kendimi alamıyorum, sözde kitabını kutlayacaktık. Belki de yüzyüze konuşamadığımız şeyleri konuşabileceğimi düşündüğüm içindir. Anlatımını çok beğendim, arkadaşlarım da kitabını beğendiğini söylüyorlar. Kamuoyuna malolmuş bir kişi olarak geleceğinin daha parlak ve başarılı olması dileği ile...

Seni çok seviyoruz.
Emin/Nevin YENİLMEZ

29 Kasım 2007 Perşembe

VE SUSTU ŞEHİR PASTASI - MESAİ ARKADAŞLARIM

Dün mesai arkadaşlarım ilginç bir süpriz hazırlamışlar bana. Kitap şeklinde kocaman bir pasta vardı ortada, üzerinde kapağın şekerden yapılmış birebir kopyası. Çok duygulandım. Çok estetik, çok ince bir davranıştı karşılaştığım. Kitabı yazarken insan kendisiyle yüzleşiyor, milim milim kendisine iniyor. Sen olmayan bir sen buluyorsun yüreğinin içinde. Yayınladıktan sonra başkalaşım geçiriyorsun adeta. Kitabın, değerinin; çok azaldığı günümüzde ben inanılmaz süprizlerle karşılaştım gerçekten. Yanımda, arkamda, sağımda, solumda olduğunu bildiğim bir sürü dostumun, yakınımın ömrümün sonuna kadar benimle olacağını kavramış olmak gerçekten büyük mutluluk. Yazmaya başladığımda değerli ya da değersiz birçok şey yazma yetisine sahibim ancak şimdi söyleyecek çok şey bulamıyorum.

Yanımda olduğunu bildiğim herkese samimiyetlerinden, dostluklarından ve sonsuzluklarından dolayı teşekkür ediyorum.
Her şey gönlünüzce olsun.
Sevgilerimle.
Serapy.

27 Kasım 2007 Salı

EDEBİYATA 'CEMRE' DÜŞTÜ - CANAN GÜLEÇ


EDEBİYATA ‘CEMRE’ DÜŞTÜ
Röportaj – Canan GÜLEÇ

Çocukluğunda yazıyla tanışan, küçük kağıtlar üzerine içinden geçen sözcükleri mısralar aracılığıyla döken Serap Yenilmez, birikimini romana dönüştürürerek “Ve Sustu Şehir” dedi. Yazarın kitabında yarattığı başkahraman Cemre, okurları etkisi altında bırakırken edebiyat dünyasında incelemeye değer kadın karakterlerden biri olacağa benziyor.

Henüz basılmış bir kitap, İstanbul Kitap Fuarı’nda okurla buluşan ve Bursa’ya 15 gün kadar önce ulaşan “Ve Sustu Şehir” bir çırpıda okumak zorunda hissettiğim bir kitaptı. Çabuk okumalıydım çünkü; kitabın yazarı Serap Yenilmez ile ilk fırsatta röportaj yapmak istiyordum. Çabuk okumalıydım çünkü; kitaptaki acılara dayanamamıştım ve bir an önce sonuca ulaşmak istedim. Şehrin suskunluğunu satırlarına taşıyan Serap Yenilmez’i Yücel Balku Öykü Atölyesi çalışmaları sırasında tanıdım. Balku’nun yaşamını kaybetmesi üzerine Hakan Akdoğan’ın eğitmenliğinde devam eden atölye sonrasında roman çalışmalarına da başladı. “Ve Sustu Şehir” atölyeden çıkan ilk roman, Akdoğan’ın sunum yazısıyla okurla buluştu.

Kitabı okurken bazen Cemre’yle aynı yürekten dünyaya bağırasım geldi, bazen Cemre’yi kıskandım hayatına sahip çıkabilmesi ile... Bazı zamanlar sayfaları çevirirken fonda Vivaldi’yi duyumsadım ve kitaba ara verdiğim sırada şehrin suskunluğunu duymaya çalıştım. Aklımda biriken ve cevap bekleyen sorularımla birlikte Serap Yenilmez’i karşıma alma zamanı gelmişti artık. Öykü Atölyesi günlerinden Kitap Evi ile bütünleştirdiğim yazarla, kitabın evinde kitabına dair sohbet ettik bir süre.

Kalabalık bir ailede büyümüş yazar, bahçeli büyük bir evin gölgesinde karalamış ilk satırlarını. “Annem, babam, büyük anne ve büyük babam, iki erkek kardeşim ve yanımızda kalan kuzenimle sekiz kişilik bir aileydik biz, şimdi geriye sadece dört kişi kaldı işte...” Böyle bir iç çekişle başlıyor Yenilmez anlatmaya. O, kendi kendini keşfetmiş ve yine kendini sınırların ardına sıkıştırmış bir yazar. Küçük kağıt parçacıklarına yazdığı şiirler devamında yarısına kadar yazdığı bir romanı yakıp yok etmiş. Üniversite eğitimi almaya başladığında mesleğinde ilerlemeyi tercih eden yazar, sadece şirket bültenlerine yazılar hazırlar olmuş bir süre sonra. Serap Yenilmez’in kalemini şekillendiren ve yazmaya doğru kararlılıkla iten, öykü atölyesi oldu belki de... Olaylara anlık dokunuşlar değil geniş açıdan bakmayı seçen yazar romanla çıkış yapmayı tercih ettiğini söyledi.

“BENİM ADIM KIRMIZI MI?”

Kitabı okuduğum sırada dikkatimi çeken bir yazınsal benzerlik vardı, ancak yazarla konuştuğumda bunun bir öykünme değil gerçekten bir benzerlik olduğunu anladım. Ele alınan olay farklı kişilerin bakış açısından yazılmış. Bu durum Orhan Pamuk’un kaleme aldığı ‘Benim Adım Kırmızı’ ile benzer bir tarzı ortaya koymuştu. Bu konudaki düşüncemi Yenilmez ile paylaştığımda hafif bir tebessümle karşıladı, “Benim Adım Kırmızı mı? Aslında Orhan Pamuk’u severek okurum. Bu kitabı yazarken Veba ve Yüz Yıllık Yalnızlık adlı kitaplardan etkilendiğimi söylemek mümkün. Kırmızı’yı ise çok yıllar önce okumuştum. Olaya benden farklı gözlerle bakabilmek için farklı anlatıcılar seçtim.”

“YA MÜCADELENİN DIŞINDAKİLER”

Kitabı okurken hep merak ettim, Cemre ne kadar Serap Yenilmez’di acaba? Yaşanılanlar gerçek miydi? Onun hayatında da yitip giden bir kardeş var mıydı? Bunların cevabını almak için soruları ardısıra yöneltmek gereksizdi zaten. “Bu yazdıklarım gerçek bir hikaye” derken yazarın gözpınarlarında biriken yaşlar gerçeği ele veriyordu. Kitapta yitirilen kardeş Toprak’ın günlüğünden verilen satırları “Toprak olmak koymuyor da yalnızlık koyuyor en çok,” sözleri, yaşanan acıların rehberi bir anlamda.

Serap Yenilmez sayfalarında siyasi bir mücadeleden bahsediyor, ancak bu siyasi mücadelenin hangi kanatta verildiğini anlatmıyor. Bu mücadele için neler yapıldığını da. Yazar, bu üstü kapalı duruma şu sözlerle açıklık getirdi: “Benim amacım siyasi bir olguyu anlatmak değildi. O mücadeleyi verenler kendi yollarında yürüyorlar ancak arkalarında kalanların durumunu anlatmak gerekiyordu. Ailelerin acısını, sorgulamalarını anlatmak istedim.”
Canan GÜLEÇ (Bursa Meydan Gazatesi Kültür&Sanat Sayfası)
27.11.2007

26 Kasım 2007 Pazartesi

YORUM 13 - ASLIHAN YILMAZ

Sevgili Serap Kuzenim(Ablacığım) :)

Öncelikle "Kuzenimin kitabı çıktı aldınız mı? Okudunuz mu?" diye hava atmamı sağladığın için teşekkür ederim ama ondan da önce (kısmen bildiğim) yaşananları böyle güzel akıcı bir ifadeyle sunduğun, olumsuz eleştirilere takılmayıp hedeflediklerini yaptığın ve yaptıklarının güzel meyvelerini topladığın için seni tebrik ve de takdir ediyorum. "Hekimoğlu" türküsünü de kitabından sonra daha bir farkına vararak dinler oldum.İkinci romanını merakla bekliyor olacağım. Çok tebrik ederim ablacımmm :)

Aslıhan YILMAZ